Ne Düşünürsen O Olursun

Ne Düşünürsen O Olursun

Hastalıkların %85’i -daha azı olsa da bir şey değişmez- gerçekten de hayata yaklaşım biçiminden ve yaşam tarzından kaynaklanıyorsa, bu etkenleri yakından ele almakta fayda vardır. Egzersiz yapma sıklığımız, beslenmemize dikkat edip etmediğimiz, içki, sigara alışkanlığımız, kendimize ayırdığımız zaman, kendimize duyduğumuz saygıyla ortaya çıkan yaşa biçimimiz kendimiz hakkında birçok şeyi ele verir. Bütün bu etkenlerin tamamı hastalıklara karşı direncimizi önemli ölçüde artırabilir ya da azaltabilir. Yaşam biçimimiz hayata nasıl baktığımızı, dolu dolu mu yaşadığımızı yoksa acılara teslim mi olduğumuzu da gösterir.

Kendimiz hakkında hissettiklerimiz çok büyük önem taşır. Tüm kurallara uyuyor, günde 8 kilometre jogging yapıyor, yağsız, lifli yemekleri tercih ediyor, düzenli olarak meditasyon yapıyor olabiliriz ancak kendimizi gerçekten sevmezsek, kendimizi değersiz, çirkin, suçlu hissedersek, uzun vadede bu inanışlarımız olumsuz etkiler yaratmaya başlayacaktır. Görünüşümüz, başarılarımız, değerimiz hakkındaki gerçek hislerimiz sağlıklı bir yaşam sürdürme çabalarımızı başarısızlığa mahkum edebilir. Olduğumuzu düşündüğümüz şeye dönüşürüz. Düşünceler ve sözcükler yeşerip gelişen tohumlar gibidir. Sağlık durumumuz da düşüncelerimizin göstergesidir. Tohumlar filizlenir ve kaslarımızı, hormonlarımızı, sinirlerimizi ve dolaşım sistemimizi şekillendirmeye başlar.

Olumlu düşündüğün ne varsa hayat sana onu bir gün verecek, buna inan.

Sağlık durumumuz hakkındaki görüşlerimiz, ne kadar uzun yaşayacağımız konusunda fiziksel belirtilerden ve laboratuvarlarda gerçekleştirilen tıbbi testlerden çok daha güvenilir bir göstergedir. Dr. Larry Dossey, Healing Breaktbrougb kitabında, sigara içenlerin ölüm riskinin içmeyenlere oranla iki kat yüksek olduğunu, sağlığının ‘bozuk’ olduğunu söyleyenlerin ölüm riskinin ise ‘mükemmel’ durumdayım diyenlerden tam yedi kat yüksek olduğunu belirtir.

Mücadeleci bir ruha sahip olan, yaşamlarını sürdürmek isteyen hastaların iyileşme ihtimali pasif, çaresiz yaklaşımlar sergileyenlerden daha yüksektir. Hastalıkların -ya da yaşamın- kontrolümüz dışında geliştiğini, aşamayacağımız bir engel olduğunu düşünürsek, enerjimizi iyileşme yolunda kullanamaz, bedenimize ‘canlı’ mesajlar ulaştıramayız. Hastalıkların -ya da yaşamın- sürekli bir şeyler öğrenilen bir deneyim, kendimizle ilişkilerimizi geliştirme fırsatı olduğunu düşünmemiz durumunda ise iyileşme şansımız artar.

Albert Schweitzer, “Gelmiş geçmiş en büyük keşif, insanın düşünce biçimini değiştirerek yaşamını değiştirebilmesidir” der.

 

Ne düşünürsen, o olursun. Ne hissedersen, onu cezbedersin. Neyi hayal edersen, onu yaratırsın. / Buda

 

Söylediklerinize dikkat edin düşüncelerinize dönüşür

Bu cümleyi birçok insandan birçok koşulda duymuşsunuzdur. Bir inanış gibi görünse de aslında psikolojik bir yaklaşım. Bu sözün de aslında Gandhi’ye ait olduğunu düşünürsek üzerine daha ciddi düşünmek gerekiyor.

Çünkü, gerçekten de söylediklerimiz düşüncelerimize, düşüncelerimiz duygularımıza, sonunda duygularımız da davranışlarımıza dönüşecek. Bu yol, karakterimizden, kaderimize kadar da uzanacak.

Hayat, insanı bulduğu bir yerden istediği yere taşır, eğer biz ona müdahale etmezsek. İniş çıkışlarıyla dolu zamanların kontrolsüzlüğü, sonunda bizi kaderimize götürür.

 

Kısa bir alıntı hikaye

Ne Düşünüyorsan, Sen Osun

– Ben kimim? diye sormuş çocuk yaşlı dedesine,
– Ne düşünüyorsan, sen osun, diye cevaplamış dedesi.

 – Sana şöyle bir hikayeyle aktarayım bunu diyerek sürdürmüş anlatısını;
Bir akşam koyu karanlık, sokakta belli belirsiz iki kişinin silueti, sanki birbirlerine sarılmışlar.
“Bunlar annem ve babam” diye düşünmüş çocuk.
“Bunlar iki sevgili” diye düşünmüş aşığını hayal eden genç kız,
“Bunlar iki arkadaş, uzun zamandır karşılaşmamışlar” diye düşünmüş, yalnızlık çeken adam.
“Bunlar iki tüccar, sözleştiler” diye düşünmüş tüccar.
“Annesi sarıldı, uzun zaman sonra eve dönen çocuğuna” diye düşünmüş anne.
“Bu ikisi, ölümüne dövüşüyor” diye düşünmüş katil kişi.
“Kim bilir ki niye sarılıyorlar” diye düşünmüş hissiyattan yoksun olan kişi.
– Herkes bir şey düşünür, kim olduğuna ve neye bağlı olduğuna göre. – diyerek sözünü bitirmiş aksakallı dede.

Uzun lafın kısası, “düşüncelerinize baktığınızda, kendiniz hakkında daha fazla konuşabilirsiniz.”




Uzun bir gecede kısa hikâye.

Mürşidin






-/-

“Ne Düşünüyorsan, Sen Osun” başlıklı hikâyenin tüm hakları yazarı Mürşidin Demircan’a 
aittir ve hikâye, yazarı tarafından (http://www.mursidindemircan.com) 
kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Emir

Bu günlerde kütüphanede kitap okuyan soru sorulmadıkça konuşmayan, popüler kültürün kölesi olmuş kişilere gıcık olan uyuz bir tipim. öğrendiğim bilgileri paylaşmayı sevdiğim için bu web sitesini kurdum. İyi okumalar.

Bu konu hakkında kendi fikrini paylaşmak istersen yorum yazabilirsin

  Abone ol  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: